10 Ocak 2013 Perşembe

not joke or lie, true!


Soğuk havayla birlikte göğüs kafesimden içeriye süzülüyorsun, yüreğimde hissediyorum parmak uçlarını, sıcacık şimdi içim...

26 Aralık 2012 Çarşamba

Aralık...

Derim ince ve savunmasız, tüylerim diken diken soğuktan, baharı diledim, yüreğime geldi ilk,

Teşekkür ederim, inanıp inanmamakta hala kararsız olduğum kadere, sana, tüm köşebaşlarına...






4 Kasım 2011 Cuma


Seninle buluşmaya geldim
Üzgün olduğumu söylemek için
Ne kadar güzel olduğunu bilmiyorsun ve seni bulmam gerekiyordu,
Sana ihtiyacım olduğunu söylemem gerekiyordu ...

Seni bir tarafa ayırmam, korumam gerekiyordu

Bana sırlarını söylemen için ...

Ve bana sorularını sorman için, h
aydi başlangıca dönelim ...
Daireler ciziyoruz,
Kuyruğumuzu kovalıyoruz,
Düşüncelerimiz başka dünyalarda ...

22 Haziran 2011 Çarşamba

O'na ...

Suyu bilmeyen sana denizi anlatmaya çalışmaktı benimkisi .......................................

25 Temmuz 2010 Pazar

...

Birinin 'erkeği' olabildiğimde onun 'fethedeni' olduğum kadar, biri için hala 'çocuk' isem şayet onun sadece 'çalanı' oluyorum sanırım...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Sağ Şakağımda İlk Beyazım ...

Adı ''geçmiş'' olan hiçbir ayrıntıyı düşünmediğim, ılık, sıradan bir sabahtı... Bir evvelkinin, ondan evvelkinin ve ondanda evvelkinin aynı olan... Sabah yürüyüşünü kaçıracak kadar fazla uyumuştum. Eğer saate bakmak aklıma gelmediyse fazla uyuduğumu ödem olmuşcasına şişen yüzümden anlayabiliyordum, ki o sabahta olan buydu... Yüzümü yıkamış, dişlerimi fırçalamış, bir günde neyi değiştireceğini umduysam yatmadan evvel sürdüğüm ilacın kaç yeni saç teli çıkardığını kontrol etmek için saf saf aynaya doğru eğilmiştim. Yeni bir saç teline bile daha hazırdım, ama arada bir beyaz görmeye ise henüz değil. Yıllarca beyaz saçın insanlara nekadarda yakıştığını düşünüp söyleyen ben neden bunu kendimde görünce tuhaflaştım bilmiyorum. Ne üzüldüm, ne sevindim.. Tarifi yok, bulandım sanki, durulamadımda sonra öğlene dek. Bir tel beyazın beni ordan oraya savuracağını tahmin etmemiştim. Sonra dank etti; otuzbir yaşımdaydım... Daha gireli sanki dün gibi iken otuzikiye girmemede beş ay kaldığını farkedip tekrar bir bulandım. ''Sakın koparma daha çok çıkar.'' lafı beyaza dair aklımda kalan tek şeydi. Dinledim ve koparmadım... Ne farkederdiki zaten? Değiştirirmiydi artık saçında beyaz olan bir adam olduğum gerçeğini? Sabahları selam veriyorum ona; ''Günaydın beyazcım, sabah şeriflerin hayırlı olsun'' diyorum. Hakediyor çünkü... Ondan başka kimse beni 31 yılımın hesabını kitabını yapmaya mecbur hissettirmedi çünkü... Hürmetim var kendisine bu sebepten. Tamda marinada yavrulayan kedinin yavrularına et suyunda ıslatılmış bayat ekmek maması ve süt götürmek üzereydim, besleyip büyüttüğüm kedilerin sayısı yüzü geçmişmidir acaba? Kaçı hayattadır ve özgürce dolaşıyordur caddelerde? Otuzbir seneye nekadar acı sığdırdım, ne kadar mutluluk? Kaç muhtaç ele yardım için el uzatabildim? Ne kadar iyi bir insan olabildim? Olabildimmi yada? Kalp kırmışmıyımdır ? Ah almışmıyımdır? Tutmuşmudur ahlarım? Yok yok hayır... Bu sabah olmayacak. Yapmayacağım. En azından bu sabah karşılaşmayacağım yine keşkelerimle... Bir tel beyazın günüme egemen olmasına müsaade etmeyeceğim. ''O senin yaşanmışlığın'' diyen bir ahbabımın bu tatlı yalanını kaftan yapacağım kendime. Yapabildiğim kadar. Hala beyazımın ani gelişine ve bu emrivaki tanrı misafirliğine alışamasamda, yolun diğer yarısının startını verdiğimin vesikası oluşuna sinirleniyor olsamda beyazım için kendime ve tüm saçında akı olan dostlarıma şunu söylemek geliyor içimden; Allah hepimize güzel ve mutlu yaşlanmak nasip etsin... Gönüllerin hiç ayrı düşmediği, sevginin, barışın, huzurun ve aşkın yakamızı bırakmadığı... Kuşların susmayıp, kedilerin sokakların süsü olmaya devam ettiği...

00:19

17 Nisan 2010 Cumartesi

İstanbul

Bugün seni çok özledim İstanbul.