Aşk ! Yeryüzünde ondan başka insanı muma çeviren ne var diye düşünüyorum epeydir. Halada yok bir yanıtım. ''Sakın ısırayım deme!'' diyebilmiş olmayı dilesekte bazılarımız, yeşil bir elmaya bile tav eden o şeyin peşindedir insan yıllardır, asırlardır, kuşaklardır...
Hayatımdan birkaçkez geçmiş, kimyamı değiştirmiş, uykularımı kaçırmış, beni dünyanın merkezi haline getirmiş, yerden yere vurup ardından yeniden yüceltmiş olan aşka ben dahil, nedendir insanoğlunun tutkusu? Dini bile bilimle çürütmeye çalışırken kimi insanoğlu neden mevzu ''O'na'' geldiğinde selam durur? Koşulsuz, sorgusuz ve yargısız.. O'nu bulamamaktan yakınarak geçirdiği yılların ardından o'na rastladığı ilk köşe başında gırtlağına yapışması nedendir peki? Kimyamız üzerinde bir etkisimidir yoksa mazoşizmi meşrulaştırmanın genel kabul görmüş biçimimidir aşk? Neden bu denli tapınır, yıllar boyunca fellik fellik arar, fakat rastlamaktanda bir okadar korkarız, ki rastladığımızdada küstürür ve kaybederiz sonsuza dek belki kimilerimiz?
Aşklarıma ne oldu? Onca emek ve umutla beslediğim, yere göğe konulamayacak kadar büyüttüğüm anda ne olduda süzülüp düştüler elimden sonsuza kadar?
Basitti yanıtı; Aşkı aramaya okadar dalmışımki.. O'nu bulmak için girdiğim her yol beni o'nun geçtiği yolları görmekten alıkoymuş.. Arayarak bulmaya çalışmak yerine o'nunda beni arıyor olabileceğine, benim değilde o'nun beni bulabileceğine inanmayı denememişim birkez olsun. Onu 'kırmızı' ile yanyana koymuşum ve kırmızılarda aramışım hep. Aklıma gelmemiş turkuazlarda, lapislerde aramak.. Yada onlarada bir şans vermek.. Şekli olmayan tek şeyin tanrı olduğuna inanmışım fakat o'nu bir şekle büründürürsem bir daha asla göremeyeceğimi akıl edememişim, düşünememişim boyutsuz, mekansız ve zamansız olduğunu.. Hafife almışım.. Eğerki yüzyüze gelirsem yaşatacağı şeyin basit bir heyecandan öte koca bir tokat olacağını hissedememişim.. Gecemi gündüzüme bulayıp damağımda kronikleşen bir yutkunma arzusu bırakacağını bilememişim, kelimelerimi sapıttıracağını tahmin edememişim, elimi kolumu koyacak yer bulmaktan aciz kılacağını, kimi vakit soğuk kesen yatağımda bile uykumdan alıkoyup kan tere batıracağını, sabahları iple çektireceğini zannetmemişim, seni kendine köle edip senide bu kölelikten memnun olmaya zorlayacağını, o'na muhtaç edeceğini bilememişim.. Uzakları, mesafeleri, ayrı düşülen her dakikayı ''olsun, aynı gökyüzünden bir battaniye örtüyor üstümüzü, aynı güneş aydınlatıyor yollarımızı'' diyerek dayanılır kılabileceğini ummamışım.. O'nun meridyeninin eninde sonunda, günün birinde benim paralelimden geçeceği gerçeğini bile getirememişim hatırıma.. Arada bana 'cee' dediği köşeleri görememişim.. Çıkaramamışım o'nu saklandığı yerden.. Saçlarından tutup bastıramamışım yıllar sonra göğsüme.. O'nu arayan sanki ben değilmişim gibi ''nerelerdeydin, geciktin'' dememişim hiç.. O'nu doya doya yaşamamış, o'nu dün, bugün ve yarın yaşama sebebim haline getirememişim.. Korkmuşum sonsuza dek benimle olacağına, olabileceğine inanmaktan.. ''Bugünde yanımdaydı'' diye düşünmüş, günü kurtarmış, günü saymışım.. O'nunla bugünüme takılmışım.. Dünüme yazık etmiş, yarınımı umursamamışım.. Her dünya insanının yaptığı gibi o'nu adam gibi kucaklamamış, o'na sahip olmakla dünyanın en zengini olduğumu çabuk unutmuş, başka zenginliklerin peşine düşüp onu yanıbaşımda, benimle beraber yalnız bırakmışım.. Beslememişim o'nu ve o'ndan beslenmemişim.. Körelişini, soluşunu, benden adım adım uzaklaşmasını izlemiş, seyircisi olduğum durumun bir şaka ile bir gerçeğin ortasında durmasına yummuşum gözlerimi.. Tüm acısına kapamışım kalbimi, onarmamış, merhem olmamışım..
''ve o bugünde yanımdaydı''
25 Mart 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder